OKULLARIN ŞİDDETİN MERKEZİ HALİNE GELMESİ ASLA KABUL EDİLEMEZ
OKULLARIN ŞİDDETİN MERKEZİ HALİNE GELMESİ ASLA KABUL EDİLEMEZ
6 Ekim 2026 tarihinde sabah saatlerinde İstanbul'un Başakşehir ilçesinde bir ortaokulda meydana gelen, bir öğrencinin vefatı ve yedi öğrencinin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıyı derin bir üzüntü ve endişeyle takip etmekteyiz. Hayatını kaybeden çocuğumuza Allah'tan rahmet, yaralanan çocuklara acil şifalar diliyor; ailelerine, arkadaşlarına ve tüm eğitim camiasına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Yaşanan bu vahim olay, okulların ve çevrelerinin çocuklar için en güvenli alanlar olması gerekirken, bireysel silahlanmanın, öngörülebilir olduğu halde önlenmeyen şiddetin nasıl birer risk alanına dönüştüğünü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Söz konusu olay, meseleye sadece bir asayiş olayı olarak bakılamayacağını; çocuk koruma sistemimizin, adalet mekanizmalarımızın ve kurumlar arası koordinasyonun bütünüyle masaya yatırılması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Nitekim bu yıl içerisinde Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve pek yakın zamanda Manisa'da okullarda yaşanan olaylar da bunların münferit bir olay olmadığını göstermektedir. Okulların içerisinde meydana gelen şiddet olaylarının yanı sıra okul önlerinde ebeveynlerin arasında meydana gelen şiddet olayları da çocuklarda ağır travmalar bırakmaktadır.
Anayasa'nın 41. maddesi ve Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca; devlet, her çocuğun yaşam hakkını, bedensel ve ruhsal bütünlüğünü korumakla, eğitim süreçlerini güvenli kılmakla yükümlüdür. Çocukların silahlara bu denli kolay erişebilmesi ve önleyici hizmetlerin yetersiz kalması, kamu kurumlarının ve idarenin gözetim ile denetim sorumluluğunun ne ölçüde hayati olduğunu göstermektedir. Okul güvenliği, sadece olaylar yaşandıktan sonra müfettiş görevlendirmek ya da yayın yasakları getirmekle sağlanamaz; asıl olan, o şiddet eyleminin hiç gerçekleşmemesini sağlayacak koruyucu mekanizmaları inşa etmektir.
Çocukların silahlara bu denli kolay erişebilmesi ve önleyici hizmetlerin yetersiz kalması, kamu kurumlarının ve idarenin gözetim ile denetim sorumluluğunun ne ölçüde hayati olduğunu göstermektedir. Okul güvenliği, sadece olaylar yaşandıktan sonra müfettiş görevlendirmek ya da yayın yasakları getirmekle sağlanamaz; asıl olan, o şiddet eyleminin hiç gerçekleşmemesini sağlayacak koruyucu mekanizmaları inşa etmektir.
Bu noktada "Çocuk Adalet Sistemi" ve "Çocuk Koruma Kanunu", sadece çocukların yargılanmasını değil; risk altındaki çocukların erken fark edilerek sistem tarafından korunmasını emreder. Okullardaki rehberlik ve psikososyal destek hizmetlerinin yetersizliği, rehber öğretmen açıkları ve çocukların ruh sağlığına yönelik erken uyarı mekanizmalarının işletilememesi, koruyucu adalet felsefesinin göz ardı edildiğinin kanıtıdır. Çocukların arkasındaki ihmaller zinciri, toplumsal şiddetin sıradanlaşması ve denetimsiz silahlanma, çocuk koruma mekanizmalarının etkin bir şekilde işletilmediğini göstermektedir. Bursa Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak hatırlatıyoruz:
Çocukların yaşam hakkı ve güvenliği hiçbir kurumun ihmaline, kâğıt üzerindeki protokollere ya da anlık tedbirlere bırakılamaz. İlgili tüm bakanlıkları, yerel idareleri ve adli makamları;Okullarda ve çevrelerinde sahici, kalıcı ve bütüncül güvenlik önlemlerini almaya, çocukların ateşli silahlara erişimini engelleyecek cezai ve idari tedbirleri en sıkı şekilde uygulamaya, Çocuk Koruma Kanunu'nun öngördüğü koruyucu ve önleyici tedbirleri (sağlık, eğitim, danışmanlık tedbirleri) risk haritaları oluşturarak derhal hayata geçirmeye, okullardaki psikososyal destek, rehberlik ve akran zorbalığını önleme mekanizmalarını yapısal olarak güçlendirmeye davet ediyoruz.
Olayın adli ve idari soruşturmasının, ailelerin bakım-gözetim yükümlülüklerinin ve idarenin hizmet kusurlarının titizlikle takipçisi olacağımızı; çocukların güvenle büyüyeceği bir geleceği savunmaktan vazgeçmeyeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
BURSA BAROSU ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ