Kadınlar ve Çocuklar Kapalı Tarikat Yapılarının Karanlığına Terk Edilemez!
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre; bir tarikat yapılanması içinde kendisine cinsel saldırıda bulunulduğu, cinsel saldırı failiyle zorla evlendirildiği ve küçük yaştaki çocuğunun da aynı kişi tarafından istismar edildiğini dile getirerek güvenli bir yaşam ve adalet arayan F.N.Ç ile 8 yaşındaki kız yaşamını yitirmesi kamuoyunda haklı ve güçlü bir tepkiye yol açmıştır.
Yaşamını yitiren kadının hem kendisi hem de çocuğu için daha önce adli makamlara başvurduğu kamuoyuna yansımıştır. Bu nedenle olayın yalnızca bireysel bir trajedi olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Kadınların ve çocukların korunmasına yönelik mekanizmaların zamanında ve etkili biçimde işletilip işletilmediği, gerekli önleyici tedbirlerin alınıp alınmadığı ve sorumlular hakkında etkin bir soruşturma yürütülüp yürütülmediği hususlarının tüm yönleriyle ortaya çıkarılması zorunludur.
Bu olay aynı zamanda, kapalı ve denetimsiz yapılar içerisinde kadınlara ve çocuklara yönelik istismar ve şiddet iddialarının uzun süredir kamuoyuna yansıdığı gerçeğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Bu yapıların etkin biçimde denetlenmemesi, çocukların yaşam alanlarının ve eğitim süreçlerinin kamu otoriteleri tarafından yeterince izlenmemesi ve zorunlu eğitim çağındaki çocukların okula devam edip etmediğinin etkin biçimde takip edilmemesi kabul edilemez. Çocukların eğitim hakkından mahrum bırakılması ve görünmez hale gelmeleri; kadınların ise kapalı ve denetimsiz yapılarda baskı, istismar ve şiddet riski altında yaşamaya zorlanmaları, Türkiye'de giderek sistematikleşen bir hak ihlali ve yapısal şiddet biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Öte yandan, böylesine ağır bir olay yaşanmışken, ilgili bakanlık tarafından sorumluluğun yaşamını yitiren anneye atfedildiği izlenimi doğurabilecek açıklamaların yapılması son derece sakıncalıdır. Kadınların ve çocukların maruz kaldıkları şiddet ve istismar vakalarında kamu otoritelerinin görevi mağdurları sorgulamak değil; onları korumak, gerekli önleyici tedbirleri almak ve sorumlular hakkında gecikmeksizin etkili işlemler yürütmektir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yürürlükteki iç hukuk düzenlemeleri ile Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri, devletin kadınları ve çocukları şiddet ve istismardan koruma yükümlülüğünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa'nın yaşam hakkı, kişi dokunulmazlığı ve çocukların korunmasına ilişkin hükümleri ile Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında devletin önleyici, koruyucu ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı da devletlerin kadınları ve çocukları şiddet ve istismara karşı korumak için gerekli tüm tedbirleri alma ve ihlal iddialarını etkin biçimde soruşturma yükümlülüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Bursa Barosu Başkanlığı olarak; kadınların ve çocukların yaşam hakkını ve cinsel dokunulmazlığını korumanın devletin temel yükümlülüğü olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların ve ihmali bulunanların tespit edilerek haklarında gerekli işlemlerin yapılması ve benzer ihlallerin önlenmesi için koruma mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Bursa Barosu Başkanlığı