YARGILAMA; SANIĞIN SUSTURULDUĞU, SAVUNMANIN SÜREYLE, USULLE VE SALON DIŞINA ÇIKARMA KARARLARIYLA BASKILANDIĞI BİR SÜREÇ OLAMAZ!
YARGILAMA; SANIĞIN SUSTURULDUĞU, SAVUNMANIN SÜREYLE, USULLE VE SALON DIŞINA ÇIKARMA KARARLARIYLA BASKILANDIĞI BİR SÜREÇ OLAMAZ!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ilişkin kamuoyunun yakından takip ettiği ceza yargılamasında tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu'nun duruşma salonundan çıkarılması ve devam eden duruşmalarda da duruşmaya katılmasının engellenmesi yönündeki uygulama; Anayasa ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının açıkça ihlalidir.
Hukuk devletinde ceza muhakemesinin amacı yalnızca bir hükme ulaşmak değil; maddi gerçeğe, adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde ve hukuka uygun yöntemlerle ulaşmaktır. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında savunma hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi, adil yargılanmanın vazgeçilmez koşuludur.
Anayasa'nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi uyarınca herkes; bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde, iddia ve savunmalarını eşit koşullarda ileri sürebileceği adil bir yargılanma hakkına sahiptir. Bu hak, yalnızca hüküm anını değil, yargılamanın bütününü kapsayan temel bir güvencedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca sanığın duruşmada hazır bulunması; tanıkları, bilirkişileri ve duruşmada beyanda bulunan kişileri dinleme, soru yöneltme, delillerin tartışılmasına katılma ve savunmasını doğrudan mahkeme huzurunda yapabilme hakları, savunma hakkının ayrılmaz parçalarıdır. Bu güvenceler yalnızca sanığın değil, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasının ve adil yargılanmanın da teminatıdır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 203. maddesinde düzenlenen duruşma düzenini sağlama yetkisi, mahkemeye tanınmış istisnai ve ölçülü bir usul yetkisidir. Bu yetki, savunma hakkını ortadan kaldıracak veya sanığı yargılamanın dışına itecek şekilde kullanılamaz. Bir duruşmada düzeni bozduğu gerekçesiyle salondan çıkarılan sanığın, sonraki duruşmalarda da aynı davranışı göstereceği varsayımıyla peşinen duruşmaya katılmasının engellenmesi; masumiyet karinesi, ölçülülük ilkesi ve savunma hakkıyla bağdaşmamaktadır. Ceza muhakemesinde ihtimallerle değil, somut olgularla hareket edilir.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, sanığın yargılamaya etkili biçimde katılması ve savunmasını bizzat mahkeme huzurunda yapabilmesi adil yargılanma hakkının özünü oluşturmaktadır. Bu hakkı fiilen ortadan kaldıran veya ölçüsüz biçimde sınırlayan uygulamalar, yargılamanın meşruiyetini tartışmalı hâle getirecektir.
Kamuoyunun yakından takip ettiği davalarda yargının yalnızca bağımsız ve tarafsız olması yeterli değildir; aynı zamanda bağımsız ve tarafsız görünebilmesi de hukuk devleti bakımından zorunludur. Adaletin gerçekleşmesi kadar, gerçekleştiğine dair toplumsal güvenin korunması da yargının temel sorumluluklarındandır. Savunma hakkını zedeleyen her uygulama, yalnızca bireysel hakları değil, yargıya duyulan toplumsal güveni de zayıflatmanın ötesine geçmekte bu güveni yerle bir etmektedir.
Bursa Barosu olarak; her türlü ceza yargılamasında Anayasa'nın, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ve uluslararası insan hakları sözleşmelerinin güvence altına aldığı savunma hakkının, silahların eşitliği ilkesinin, çelişmeli yargılama ilkesinin ve adil yargılanma hakkının eksiksiz uygulanmasının hukuk devletinin vazgeçilmez gereği olduğunu belirterek , yargılama makamlarını bu ilkelere uymaya davet ettiğimizi,
Savunmanın susturulduğu yerde adalet, adaletin zedelendiği yerde ise hukuk devletinin ayakta kalamayacağını bir kez daha kamuoyuna saygıyla duyururuz.
BURSA BAROSU BAŞKANLIĞI