“Çevre ve insanlığın zararına olabilecek tüm girişimlerin karşısındayız”
BASINA VE KAMUOYUNA
5 Haziran günü, Stockholm'de 05-16 Haziran 1972 tarihinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı'nda alınan kararla Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmiş ve çevre hakkı ilk kez uluslararası düzeyde kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Bildirgesi'nde “insan onurlu ve iyi bir yaşam sürmeye olanak veren nitelikli bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve tatmin edici yaşam koşulları temel hakkına sahiptir.” ifadelerine yer verilmiştir.
Anayasamızın 56'ncı maddesinde ise "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." hükmü ile "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak" da insan hakları arasında sayılmış, çevreyi korumak ise devlete ve tüm vatandaşlara bir görev olarak yüklenmiştir.
Çevre konusundaki bilinçli farkındalık halkımızda ve diğer milletlerde geçmiş yüzyıllara göre artmışsa da teknolojinin gelişimi ve sanayide makineleşme süreci, insanoğlunun daha fazla kar elde etme, daha fazla güç, daha fazla gösteriş isteği ile birleşerek çevre kirliliğini astronomik boyutlara taşımıştır.
Yine ülkemizde siyasi otoritenin ekonomik bağımsızlık temasına dayanarak, arka planda uygulanan rant amaçlı yanlış politikalar ve özellikle maden ruhsatlandırma faaliyetleri; çevremizi hiç olmadığı kadar kirletmiş, vatandaşlarımızı ölüme götürmüş, para hırsıyla yeryüzüne verilen tahribat yeni felaketlere yol açmıştır.
Öyle ki yakın zamanda siyanür ile altın aranan Erzincan İliç'de bulunan madende meydana gelen faciada 9 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Yaşamımızı sürdürdüğümüz “Yeşil Bursa” olarak adlandırılan ilimiz ve ilçeleri ranta kurban edilmektedir. Yeşil Bursa'dan geriye ne yazık ki betonlaşmış bir Bursa kalmıştır. Çevre ve insan sağlığını tehdit eden yalnızca bir kısım girişimlere bakılacak olursa; Bursa Barosu, İznik'te 27 yıldır hukuksuzluğun sembolü olmuş Cargill'e, Yenişehir Kirazlıyayla'da yapılmak istenen tahribata, Akalan Köyü'nde gerçekleştirilmek istenen Erzincan/İliç ile benzerlik gösterebilecek facialara, termik santrallerin saçmış olduğu zehire ve doğal su kaynaklarının tüketimine, Uludağ'da kurulan alan başkanlığı ile yalnızca insanların değil tüm canlıların söz sahibi olduğu tabiatımızın talan edilmesine karşı mücadelesini geçmişten bugüne devam ettirmektedir. Ayrıca, kültürel ve tarihi miraslarımızı korumak adına başlatmış olduğumuz mücadelemiz büyüyerek devam etmektedir. Kaçak kazılar ve kaçırılan değerlerimize dair şikayetçisi ve takipçisi olduğumuz davalar ile yalnızca Bursa'nın değil bu coğrafyada yaşayan tüm insanların mirası ve değerleri korunmaktadır.
Bursa Barosu, üstlendiği misyon gereği yaklaşık 30 yıla yakın zamanda verdiği çevre mücadelesinde olduğu gibi; yukarıda anlatılan ve tamamı anlatılamayacak kadar çok olan tüm çevre katliamlarında halkın ve doğanın yanında durmuş, durmaya da devam edecektir.
Bursa Barosu bünyesinde faaliyet gösteren Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu üyesi avukatlar olarak bizler de; coğrafyamızda çevrenin ve dolayısıyla insanlığın zararına olabilecek tüm girişimlerin karşısında, doğa savunucularının ise yanıbaşlarında olduğumuzu, hukuktan aldığımız güç doğrultusunda çevrenin korunması için tüm gücümüzle mücadele edeceğimizi bir kez daha deklare ediyoruz.
"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır." yaklaşımıyla hareket ederek geleceğe umutla bakan bizler, bir kez daha 5 Haziran Dünya Çevre Gününü kutluyoruz.
Honore de Balzac'ın da söylediği gibi: "Tabiatın isteklerini anlamazlıktan gelen, cezasını görür."
Bursa Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu