HUKUK DEVLETİNDE "ÖNLEME TUTUKLAMASI" DİYE BİR KAVRAM YOKTUR
Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde, Çağdaş Hukukçular Derneği'nden (ÇHD) avukatlar Semra Demir ve Kürşat Bafra'nın da yer aldığı pek çok TEMA Vakfı gönüllüsü, siyasi parti ve dernek üyeleri, öğrenciler ile bir akademisyenin de bulunduğu 103 kişinin tutuklanması; hukukun değil, güvenlikçi anlayışın üstün tutulduğunu göstermektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nda "önleme tutuklaması" diye bir kurum bulunmamaktadır. Tutuklama; gelecekte gerçekleşebileceği varsayılan protesto eylemlerini engellemek, siyasi veya toplumsal etkinlikleri önceden etkisiz hale getirmek ya da uluslararası toplantılar öncesinde kamu düzeni görüntüsü vermek amacıyla uygulanabilecek bir tedbir değildir.
Tutuklama; yalnızca somut delillere, kuvvetli suç şüphesine ve kaçma veya delilleri karartma tehlikesine dayanan istisnai bir koruma tedbiridir. Bunun dışındaki her uygulama, hukuk kisvesi altında keyfi özgürlükten yoksun bırakmadır.
Bir NATO Zirvesi öncesinde, avukatların, çevrecilerin, akademisyenlerin ve demokratik toplumun farklı kesimlerinin özgürlüklerinden yoksun bırakılması; hukuki zorunluluktan değil, toplumu sindirme ve muhalif sesleri susturma iradesinden kaynaklanan ağır bir hukuk ihlalidir.
Savunmayı temsil eden avukatların ceza tehdidi altında tutulduğu, çevre mücadelesi verenlerin terör suçlamalarıyla karşı karşıya bırakıldığı, düşüncenin ve demokratik örgütlenmenin kriminalize edildiği bir ülkede hukuk devletinden değil; olağanüstü yönetim anlayışının olağanlaştırılmasından söz edilebilir.
Yargının görevi, iktidarın güvenlik politikalarına hukuki kılıf üretmek değildir. Mahkemeler, uluslararası toplantılar öncesi gerçekleşme ihtimali olan protestoları önlemekle değil, Anayasa'yı ve temel hak ve özgürlükleri korumakla yükümlüdür. Yargı, yürütmenin güvenlik refleksinin uzantısı haline geldiği anda bağımsızlığını ve meşruiyetini de kaybeder.
Bugün yaşananlar yalnızca 103 kişinin özgürlüğüne yönelik bir müdahale değildir. Bu uygulama; savunma hakkına, örgütlenme özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne ve hukuk devleti ilkesine yönelmiş sistematik bir tehdittir.
Bursa Barosu olarak açıkça ifade ediyoruz:
Hukuk devleti, uluslararası zirveler öncesinde muhaliflerin, avukatların ve hak savunucularının topluca tutuklandığı bir rejim değildir. Hukukta "önleme tutuklaması" yoktur; ancak hukuku askıya alan siyasi irade vardır. Yargının görevi buna ortak olmak değil, buna karşı Anayasa'yı uygulamak ve korumaktır.
Savunma hakkını, kişi özgürlüğünü ve hukuk devletini hedef alan bu uygulamaları kabul etmiyor; tüm yargı mercilerini Anayasa'ya, kanuna ve evrensel hukuk ilkelerine uygun davranmaya ve Anayasayı korumaya davet ediyoruz.
Savunmanın bağımsızlığını ve Anayasal temel hak ve özgürlükleri her koşulda savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.