“Kadınları katleden erkeklerden de; failleri koruyup cesaretlendirenlerden de hesap soracağız”
Son günlerde artan kadın cinayetlerine dikkat çekip, kadına yönelik şiddeti cesaretlendiren cezasızlık politikasına tepki gösteren Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Büşra Pınar Altınoluk, “Korkmadan, susmadan, itaat etmeden sokaklarda istediğimiz saatte güvenle var olma hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Erkek şiddetinin karşısında sesimizi yükseltecek özgür bir yaşam için mücadele etmeye devam edeceğiz. Kadınları katleden erkeklerden de; fail erkekleri koruyup aklayanlardan, cesaretlendirenlerden de hesap soracağız” dedi.
Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun, yönetim ve diğer kurulların üyeleri, avukatlar ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı basın açıklaması Bursa Adalet Sarayı önünde gerçekleştirildi. Açıklamada şöyle:
"4 Ekim 2024 tarihinde İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde cinsel saldırı dahil 4 ayrı suç kaydı bulunan Semir Tarhan ve Ömer Koru, sokak ortasında bir kadına cinsel saldırıda bulundu. Suç kayıtlarına rağmen serbest bırakıldıktan sonra “sosyal medyadan gelen tepkiler üzerine” şahıslar tekrar gözaltına alındı. Henüz bu olayın öfkesini yaşarken aynı gün içinde İstanbul'un Fatih ilçesinde Semih Çelik isimli cani yarım saat arayla önce 19 yaşındaki Ayşenur Halil'i daha sonra yine 19 yaşındaki İkbal Uzuner'i vahşice katletti. Semih Çelik isimli bu katil daha önce defalarca şikayet edilmiş olmasına rağmen devletin cezasızlık politikaları nedeniyle cinayet işlemeye cesaret bulmuştur.
Ve yine aynı cezasızlık politikaları ve infaz yasalarındaki eksiklikler nedeniyle daha önceden suç kayıtları bulunan Semir Tarhan ve Ömer Koru ise dosyada mevcut kamera görüntülerine rağmen serbest bırakılmıştır. Mağdur kadın ise İstanbul Sözleşmesi yürürlükte olmadığı için kimlik ve adres bilgileri faillerle de paylaşıldığından can güvenliği endişesiyle şikayetçi dahi olamamıştır.
Yine Diyarbakır'da uzman çavuş olduğu öğrenilen Muhammed Recai Işık boşanma aşamasındaki eşi Bedriye Işık'ı sokak ortasında katletmiş sonrasında intihar etmiştir.
Mersin'in Mezitli ilçesinde ise Sonay Öztürk Aslan, Uğur Araç isimli bir erkek tarafından boğularak katledilmiştir. Yine aynı zamanlarda eşinden boşandıktan sonra Bursa'ya yerleşen Kübra Güler, çocuğunu görmek için gittiği İstanbul Eyüpsultan'da eski kayınpederi Mehmet Fidyel tarafından kurşunlanarak öldürülmüştür.
Van'da üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş, 10 gündür kayıp ve hala bulunamadı. Tıpkı 2020 yılında Tunceli'de kaybolan ve 1738 gündür bulunamayan Gülistan Doku gibi...
Ve daha dün gece Manisa'da kendisinden 12 gündür haber alınamayan 21 yaşındaki Pelin Karaca ormanlık alanda ölü bulundu. Ali U. isimli katil zanlısı yakalandıktan sonra cinayeti itiraf etti.
Ne yazık ki bu olaylar uzun bir zamanda değil sadece son birkaç gün içinde oldu ve son olmadığı gibi ilk de değildi.
Daha birkaç hafta önce 21 Ağustos 2024 tarihinde kaybolup 19 gün boyunca bulunamayan Narin Güran'ın cansız bedenine ulaşılmıştı. Narin cinayeti ise henüz aydınlatılmış değil. Cinayetin aydınlatılması için TBMM'de komisyon kurulması teklifi de AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
Görülmektedir ki mevcut iktidar ve ortakları şiddeti ve kadın cinayetlerini önleyici politikalar geliştirmek yerine 6284 sayılı kanunu tartışmaya açarak etkisiz ve işlevsiz hale getirmiş, İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede çekilerek kadınların mücadelesiyle elde edilen kazanımlarını gasp etmiştir. Kadınlar mevcut düzende şikayetçi olmaktan dahi korkar hale gelmiştir. Mahkemelerse 6284 sayılı Kanun gereği verilmesi gereken tedbir kararlarını kanuna aykırı şekilde reddetmekte ve verilmeyen tedbir kararları nedeniyle kadınların adalete inancı azalmaktadır.
İşte tam bu yüzden kadın cinayetleri münferit değil sistematik ve politiktir diyoruz. Kadın cinayetlerindeki ve kadına yönelik şiddetteki korkutucu artış kadın üzerinden yürütülen yanlış politikaların sonucudur. Çünkü iktidarın kadınlara ve kadınların insan haklarına karşı takındığı bu tavır yıllardan beri süregelmektedir. 2005'te dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül Dünya Kadınlar Günü kapsamında katıldığı bir etkinlikte, “Türk kadını evinin süsüdür” demişti. 2006 yılında AKP Çankırı Milletvekili Hikmet Özdemir, “Cehennemlik olanlar bana gösterildi. Çoğunun kadın olduğunu gördüm. Ancak beş vakit namaz kılıp kocasına itaat ederse cennete gidebilirler” demişti. 19 Temmuz 2009'da Recep Tayyip Erdoğan, Cem Garipoğlu tarafından vahşice katledilen Münevver Karabulut cinayeti sonrası yaptığı açıklamada “Boş bırakılan, unutmayın ya davulcuya ya zurnacıya” ifadelerini kullanmıştı. 2012'de kürtajla ilgili konuşan Melih Gökçek, “Anası tecavüze uğruyorsa çocuk neden ölsün günahı ne anası ölsün” demişti. 2014'te Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Kadın dediğin iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak” demişti. 2012'de Sağlık Bakanı Recep Akdağ “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar” demişti.
Görüldüğü gibi daha kadınların yaşam hakkı korunamazken, kürtaj hakları tartışılırken, kadınlar ücretsiz ve erişilebilir sağlık haklarını dahi kullanamayıp HPV aşısına ücretsiz erişimleri sağlanamazken 3 Ekim 2024 günü Sağlık Bakanlığı tarafından “Normal Doğum Eylem Planı” isimli bir etkinlik kapsamında bir tanıtım toplantısı yapılmış ve yayınlanan kamu spotunda sezaryen doğum yapan kadınlar eksik ve yetersiz anne olarak yaftalanmıştır. Bu söylem kadınların bedenleri üzerindeki haklarına yapılan bir saldırı niteliğindedir.
Ancak bu saldırılar mevcut zihniyet tarafından bertaraf edilmek bir yana, 'mağdur suçlayıcı fail aklayıcı dil' toplumun her kesimine sirayet etmiştir. Daha 2 gün önce Ayşenur Halil ve İkbal Uzuner'in vahşice katledilmesinden sonra Sakarya Üniversitesi öğretim üyesi Ebubekir Sofuğlu, yaptığı açıklamada İkbal Uzuner için “Eğer bu kızcağız İslam hassasiyeti ile yetiştirilmiş olsaydı kendisine namahrem olan bu katille hiç tanışmayacaktı bile ve şu an hayattaydı” ifadelerini kullanmıştır.
Ancak erkek şiddetinin üstü, mağduru suçlayarak ya da failin psikolojik durumuna ilişkin bahaneler üreterek örtülemez. Çünkü erkekler kadınları uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle öldürmüyor, erkekler kadınları ayinler, ritüeller gereği öldürmüyor, erkekler kadınları işsizlikten fakirlikten psikolojik sorunlardan dolayı öldürmüyor, erkekler kadınları öldürebildikleri için ve öldürmelerine izin verildiği için öldürüyor.
Toplumsal cinsiyet temelli şiddetin önüne geçmek için İstanbul Sözleşmesi derhal geri getirilmeli, 6284 sayılı Kanunun etkin uygulanması sağlanmalı ve cezasızlık politikalarına son verilmelidir.
Çünkü kadınlar, bu politikalarla sindirilmeye ve korkutulmaya çalışılmaktadır. Ancak biz minibüslerde, otobüslerde metrolarda yolculuk yaparken korkmak istemiyoruz, arkadaşlarımızla kahve içmek için dışarı çıkarken korkmak istemiyoruz, eğitim almak için gittiğimiz okulumuzdan uyumak için döndüğümüz evimize giderken korkmak istemiyoruz, iş yerine sabahın karanlığında gidip akşamın karanlığında dönerken korkmak istemiyoruz, yürürken arkamızda biri var mı bizi takip ediyor mu diye korkmak istemiyoruz, karanlık sokaklara girmemek için binbir türlü yol arayarak acaba peşimden biri gelir mi diye korkmak istemiyoruz, tek başımıza taksiye binerken korkmak istemiyoruz, sırf kadın olduğumuz için korkmak istemiyoruz, yaşamak için korkmak istemiyoruz.
Ve korkmayacağız. Korkmadan, susmadan, itaat etmeden sokaklarda istediğimiz saatte güvenle var olma hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Erkek şiddetinin karşısında sesimizi yükseltecek özgür bir yaşam için mücadele etmeye devam edeceğiz. Kadınları katleden erkeklerden de; fail erkekleri koruyup aklayanlardan, cesaretlendirenlerden de hesap soracağız. Bu mücadeleyi Ayşenur Halil'e İkbal Uzuner'e, Şeyda Yılmaz'a, Ceren Damar'a, Ceren Özdemir'e, Emine Bulut'a, Şule Çet'e, Özgecan Aslan'a, Pınar Gültekin'e, Güldünya Tören'e, Derya Pas'a, Yasemin Ulutaş'a, Başak Cengiz'e, Belen Nesil Coşğun'a, İpek Er'e, Alara Karademir'e, Safiye Gülkaya'ya ve bu kadınlar gibi katledilen, saldırıya şiddete uğrayan tüm kadınlara borçluyuz.
Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak, kadına yönelik her türlü şiddet ve kadın cinayetleri son bulana kadar, faillerin etkin şekilde cezalandırılması, İstanbul Sözleşmesi'nin tekrar yürürlüğe girmesi, 6284 sayılı Kanun'un etkin bir şekilde uygulanması, her alanda kadının insan haklarının sağlanması, toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirecek toplumsal dönüşümün sağlanması için mücadelemizin ve çalışmalarımızın devam edeceğini ve kadınların yaşam hakkına saldıran, şiddeti ve kadın cinayetlerini teşvik eden her türlü zihniyetin karşısında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla bildiririz."