TBB ve barolardan "hukuk devletine saygı" çağrısı
TBB VE BAROLARDAN "HUKUK DEVLETİNE SAYGI" ÇAĞRISI
"İSTANBUL 13. ACM VE YARGITAY 3. CD'NİN CAN ATALAY KARARI ANAYASAL DÜZENE MEYDAN OKUMADIR"
Türkiye Barolar Birliği (TBB) ve İstanbul Barosu'nun, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin, Anayasa Mahkemesi tarafından Av. Ş. Can Atalay hakkında ikinci kez verilen ihlal kararını yok sayarak Anayasa'yı da hiçe sayan ve tüm yurttaşları hukuki güvenceden mahrum bırakacak tutumu karşısında hukuk devletine sahip çıkma çağrısına çok sayıda baro başkanı ile avukat katıldı.
İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde yapılan ortak basın açıklamasına Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun, yönetim kurulu üyeleri Av. İsmail İşel, Av. Umut Mısır, Av. Gülender Adıgüzel Özcan, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Av. Kemal Özgür Yetkin, Genç YK temsilcileri Av. Sibel Gündüz, Av. Enes Burhan ve İnsan Hakları Komisyonu başkan yardımcısı Av. Eser Cem Kara, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Murat Kaya Kılıç da katıldı.
TBB Başkanı Av. Erinç Sağkan, başkan yardımcısı Av. Gürkan Altun ile TBB yöneticilerinin de bulunduğu açıklamada bir konuşma yaptı ve anayasal düzene meydan okumayı marifet sanan bir yaklaşımla karşı karşıya olunduğunu söyledi. Sağkan şöyle konuştu:
“Jüristokrasi, demokratik meşruiyet taşımayan, yargıçların siyasal kararlar verdiği ve hakimiyeti ellerinde tuttukları yargı kararlarına dayanan antidemokratik bir rejimi ifade eder. Yargıtay ilgili ceza dairesi Anayasa'nın açık hükmüne rağmen Anayasa'yı yok sayıyor. Daha açık söylemek gerekirse 5 kişilik bir ceza dairesi olarak Anayasa yapıcı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden, hükümetten ve Anayasa'nın bir toplum sözleşmesi olduğu göz önüne alındığında toplumun her bir ferdinden daha güçlü olduğunu söylüyor. Devam ediyor, yasama organına da hesap sorarcasına bir hüküm kuruyor. Yasama organının bir üyesini, milletin iradesini cezaevinde alıkoyuyor. Şimdi sormak gerekiyor: Hangi yüksek yargı organının kararı jüristokrasiyi andırmaktadır?
Şunu artık net olarak ifade etmeliyiz: Mesele yalnızca Hatay Milletvekili seçilen Avukat Can Atalay'ın bireysel başvurusu olmaktan çıkmıştır.
Karşı karşıya olduğumuz durum, şu veya bu mahkemeler arasındaki bir yorum farklılığı meselesi de değildir. Bugün söz konusu olan Yargıtay 3. Ceza Dairesinin yetkisi olmadığı halde bir Anayasa Mahkemesi kararı için hukuki değer ve geçerlilik izafi edilemeyeceği şeklinde gerekçe kurabilmesidir.
Bugün söz konusu olan, Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararında Anayasa Mahkemesini “terör örgütlerinin söylemleri ile uyum” göstermekle itham etmesidir.
Bugün söz konusu olan Anayasa'nın ihlal edilerek Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamak şeklinde karar verilmesi suretiyle Atalay'ın kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının, seçilme hürriyetinin ve onu seçen halkın seçme hürriyetinin gasp edilmesidir. Bugün söz konusu olan Yargıtay Ceza Dairesinin Anayasa'ya, hukuka aykırı bir karar vermesi değil, Anayasa'nın yok sayılabileceğini, Anayasa'nın istenildiğinde askıya alınabileceğini; bu güce sahip olunduğunun gösterilmesi suretiyle Anayasal düzene meydan okunmasıdır.
Geldiğimiz aşama itibariyle, haklarında suç duyurusunda bulunduğumuz İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinden talep edilebilecek hukuki bir mesele kalmamıştır. Bugün buradan, diğer Anayasal organlara, kurumlara ve kişilere; Anayasal düzene karşı açıkça suç işleyen heyet üyeleri hakkında gereğinin yapılması görevini hatırlatmak istiyoruz. Anayasal düzeni tanımayan hâkim ve savcılar için disiplin ve ceza soruşturmaları derhal yürütülmelidir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi kararının gereği yerine getirilmeli, Hatay Milletvekili seçilen Şerafettin Can Atalay'ın tahliyesi ve milletvekilliği görevinin gereklerini yerine getirmesi sağlanmalıdır. Can Atalay'ın tutuklu geçirdiği her an, hukuksuzluk daha da büyümektedir.”