2022-2023 adli yılı başladı
2022-2023 Adli Yılı, Bursa Adalet Sarayı tören alanında düzenlenen törenle başladı. Törende önce Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ömer Gülmüş, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Abdülkadir Şahin, Bursa Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Mahmut Şahin, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Sadık Bölek, Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun Atatürk Anıtı'na çelenk sundu. Tören saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla sona erdi. Ardın Adalet Sarayı giriş holünde kokteyl düzenlendi. Kokteyle Bursa Valisi Yakup Canbolat ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş da katıldı.
ÖZTOSUN'DAN ADLİ YIL MESAJI
Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun, tören sonrası kokteyle katılan meslektaşlarının yeni adli yıllarını kutladı. Öztosun, 2022-2023 adli yılı nedeniyle bir video mesaj yayınladı. Öztosun'un mesajı şöyle:
“Değerli meslektaşlarım;
Yeni bir adli yıla giriyoruz. Mesleğimin başında, hanlardan bozma adliyelerde adalet ararken şimdi adına saray dediğimiz çok işlevli 'adalet saraylarında ' adalet peşinde, hak peşinde koşuyoruz.
Peki saraylara layık görülen adalet, saraylara layık bir halde mi. Teknolojik imkanlar gelişirken, meslek icrası UYAP gibi uygulamalarla kolaylaşırken, hukuk nerelerde?
Buna bakmak için hukukun Üstünlüğü endeksinde nerede olduğumuza bakmak yeterli sanırım. Bu endekste 139 ülke arasında 117'inci sıradayız. Adalete güvense % 20'ler seviyesinde.
Peki bunun sebebi nedir? Niye bu endekslerde daha önceki yıllarda üst basamaklarda iken ve halkın yargıya güveni önceki yıllarda daha üstte iken neden bunda hızla bir gerileme oldu.
Kabul etmek gerekir ki hukuk bizde hiçbir zaman üstün olmadı. Hukukun üstün olma hali genelde sözde kaldı. Ancak yıllar geçtikçe bu halin de gerisine düşen hatta bazen 'kanun devletinden ' bile uzaklaşan bir ülke olduk.
Bunun en somut örneğini avukatlık kanunundaki apaçık hükme rağmen idari kararlarla engellenen ve bir yıl yaptırılmayan Baro seçimlerinde, en yakın zamanda şarkıcı Gülşen'in tutuklanması örneğinde gördük. Bu olaylar herkesin gözü önünde gerçekleşti.
Bunlardan başka her gün yüzlerce hukuksuzluk yaşanıyor bu ülkede. Hukuk güvenliğini ortadan kaldıran, hukuka güveni yerle bir eden yüzlerce örnek...
HUKUK GÜCÜN ELİNDE ARAÇSALLAŞIYOR
Bizler biliyoruz ki yasalar, hukuku gerçekleştirme aracı. Ancak bu yasalar her zaman hukuka uygun olmayabiliyor veya hukuka uygun yorumlanmayabiliyor. Yasalar bazen belirli kişi ve grupları koruyabiliyor. Ya da yasalar belirli kişiler ve gruplar lehine yorumlanıp onlar lehine uygulanabiliyor. Yani kısacası hukuk zemini dediğimiz alan 'bağımsız 've tarafsız yargı tarafından hukukun üstünlüğü çerçevesinde kontrol edilmezse, o zaman hukuk dediğimiz şey gücün elinde araçsallaşıyor.
Bir suç örgütü lideri hepimizin gözü önünde yaklaşık bir yıldır devleti yönetenlerle bağlantılı onlarca açıklama ve ithamda bulunuyor. Bunlardan bazıları hakkında Bursa Barosu olarak savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Ancak bunlar hakkında halen yargı makamlarında sonuçlanan bir dosya yok.
Bu suç örgütü lideri geçtiğimiz günlerde yeni bir açıklama ile yer, kişi, zaman ve tüm bağlantı hareketlerini vererek devletin içinde görev alan bürokratların, yasama meclisinde bir milletvekiliyle eşinin ve bir iş kadını adının karıştığı organize suç niteliğinde rüşvet iddialarıyla yeniden gündeme geldi. Ancak bunlarla ilgili hızlı bir soruşturma ve işlem yapılacak yerde bu haberlere erişim engeli getirildi.
Sonra, diyanete bağlı imamlar ve çeşitli tarikatların mensupları her gün halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden, kendine ait olmayan diğer yaşam tarzlarına müdahale eden, hedef gösteren, devletin laiklik ilkesine aykırı onlarca söylemlerde bulunmalarına ve bunlar hakkında da suç duyurusunda bulunmamıza veya bulunulmasına rağmen yargının bunları görmezden geldiği görülüyor.
Bunun sebebi önceden defacto olarak başlayan ve 2017 anayasa değişikliği ile de yürürlüğe konan yeni anayasal rejim. Bu yeni rejim ile devletin tüm kuvvetlerinin örtülü olarak yürütmede birleştiği görülmekte. Anayasamızda kuvvetlerin ayrılığı prensibi olsa da artık açıkça 'kuvvetler birliği ' denen bir sistem hüküm sürmekte.
Bu sebepten TBMM'nin fonksiyon kaybının en üst seviyeye çıktığı, yürütmeyi denetleme fonksiyonunu artık yapamadığı, hatta tamamen yürütmenin etkisine girdiği, yasama fonksiyonunun şekli bir hal aldığı gözükmekte…
TEK ELDEN YÖNETİM KRİZ DOĞURDU
2016 yılındaki darbe teşebbüsünden sonra yargıda ve devletin diğer kurumlarında hakim olan FETÖ cemaatinin yerini başka cemaatlerin aldığı ifade ediliyor. Yargı, yürütmeye rağmen bir karar almaz görüntüsü vermekte.
Hukukun adalet, ihtiyaç giderme, düzen ve güvenlik fonksiyonlarından en önemli fonksiyonu olan adalet fonksiyonunun işlev kaybı yaşadığı ve hukuki düzenlemelerin terör, Covid faktörlerden de alınan ivmeyle ihtiyaç, düzen ve güvenlik alanında yoğunlaştığı göze çarpmakta.
Ancak bir devlet için adalet amacına yönelik fonksiyon kaybının arızi olabileceği sürekli sürdürülemeyeceğinin, devletin temelinin ve birlikte yaşama güvencesinin adalet olduğunun farkına varılamadığı, varılsa da gücü kaybetmemek için göz ardı edildiği görülmekte.
Devleti tek elden yönetme yetkisi ve isteği ile ülke hem sosyal hem de hukuksal olarak ağır bir kriz dönemi içinde. Ekonomik kriz ile daha önce gizlenebilen bu sistem zafiyeti ekonomik kriz ile birlikte apaçık ortaya çıkmış durumda.
Anayasamızdaki Demokratik devlet ise siyaseten ve hukuken denetlenebilir bir yapıdan ziyade, fetişleştirilmiş, hamasi retorik yüklü bir sandık demokrasisine indirgenmiş halde.
Günümüz Türkiye sinde hukuk eskisinden daha büyük bir hızla araçsallaştırılmış durumda. Muhalif olan basın mensubu, avukatlar ve siyasilerin, sade vatandaşların kriminalize edilip yasal lince maruz kalıp tutuklu yargılandıkları görülmekte…
NEPOTİZMİN SONUCU LİYAKATSİZ KADROLAR
Toplumsal muhalefetin yalnızca sosyal medyada yer alabildiği ama yürütmenin bundan da rahatsız olup 'bilgi kirliliği ' 'kriz' bahanesiyle bu alana müdahale etmeye hazırlandığı ancak gelen tepkiler üzerine sosyal medyaya sansür yasasının şimdilik rafa kalktığı görülmekte.
Devlet yönetiminde nepotizm denen eş, dost, akraba, tarikat vs. kayırmacılığının artarak devam ettiği ve devleti liyakatsiz kadroların sardığı görülmekte.
Beğenmesek de tahammül göstermemiz gereken siyasi fikirlere ve siyasal özgürlüğe yönelik ve onun en temel göstergesi olan Seçme seçilme hakkına yerel seçimlerde yaşanan YSK kararları veya sonrasındaki kayyum örneklerinde olduğu gibi açıkça yasal ama hukuka aykırı müdahalelerin devam etmekte olduğu gözlemlenmekte.
Bunlardan başka düşünce ve ifade özgürlüğünün somut hali olan; toplantı ve gösteri yapma konusunda her gün bir yasaklama haberi karşımıza çıkmakta. Tüm yaz boyunca ve halen birçok konserin yasaklama haberi karşı karşıya kalmaktayız. Bu yasaklar ilginçtir ki, sosyal medyada koruyanı belli ama kimliği belli olmayan laiklik karşıtı grupların ihbarları ile hayat bulmakta.
KİMSENİN SUÇ İŞLEME ÖZGÜRLÜĞÜ YOKTUR
Değerli meslektaşlarım... Her hak, insanı, hakları ve şerefiyle bir hukuk kişisi ve öznesi kılar. Anayasada da yer alan bu haklar bizlere sıkı sıkıya bağlı olan haklardır. Ve onları kimse elimizden alamaz. Bu hakların elimizden alınmasına olanak sağlayan, karar alan her güç odağı suçlu ve buna cevaz veren her yönetim de antidemokratik ve faşisttir.
Üniversitelerde gösteri hakkını ve özgürlüğünü kullanan öğrencilere, siyasi partilere ve üyelerine 'terörist', gezi olaylarına katılan kadınlara ' sürtük ' demek sövme suçunu oluşturur. Bu söylemler aynı zamanda halkın bir kesimini diğeri aleyhine nefrete yöneltme suçunu oluşturur. Bu söylemler aynı zamanda anayasal haklara yöneldiği için, anayasaya yönelikte suçtur. Bunun kamuda güç sahibi olanlarca yapılması da bu suçları nitelikli hale getirir.
Ancak kimse şunu unutmamalıdır ki hukukun üstünlüğüne dayanan bir düzende devleti yönetenler de dâhil, hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur. Eğer bazı kişilerin suç işleme özgürlüğü varsa, o düzen faşizme kaymış demektir. Böyle bir düzende ise, artık hak ve özgürlüklerle donatılmış bireyler yoktur, düzenin yarattığı, şerefleri elinden alınmış köleler vardır.
PAROLAMIZ HUKUK, İŞARETİMİZ DE DEMOKRASİ
Değerli meslektaşlarım... Ülkemizde her alanda sorunlar yaşanıyor. Bu sorunların kaynaklarından biri de bahsettiğimiz demokratik bir ortamın olamayışı. Çünkü demokrasi ile hukuk birbirini tamamlayan kavramlar. Bunların çatı kavramı ve güvencesi de laiklik.
Bursa Barosu olarak o yüzden bizim parolamız hukuk, işaretimiz de demokrasi en önemli ilkemiz de laiklik.
Türkiye son dönemde artık kimi Afrika ülkelerinin bile gerisinde bir demokrasi standardına sahip.
Demokrasi, çoğulcudur, çok seslidir. Çoğulculuğun ve çok sesliliğin dış dünyaya yansıması ise, ancak her türden görüşün, inancın dışa yansıtılabilmesiyle olur. Bu sesin dışa yansıtılması bizim ülkemizde çoğunlukla siyasi parti olarak algılanmış ve bu yüzden de demokrasimiz sandık demokrasisine indirgenmiş durumda. Sandık demokrasisi de özgürlük bilinci olmadığı için retorikten öteye gidemiyor. Hatta partiler bile özgür değil onlarca kez kapatılan ve kapatma tehdidi yaşayan partiler var. Bu da bize düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığını gösteriyor. Tüm melanetlerin başı da bu zaten... Buna anti laik uygulamalar ve söylemler eklenince tüm sistem güvencesiz hale geliyor.
O yüzden her şeyin insan onuruna, özgürlüğüne, emeğe, anayasal ve evrensel haklara uygun olması yani hukukun üstünlüğünü sağlamak ve herkesin düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanabilmesi için ve gerçek bir demokrasi ve bunların güvencesi olan laik bir düzen için yargının tek bağımsız ayağı olan avukatların örgütü olan Barolar ve Bursa Barosu olarak çabalıyoruz…
Peki hukuk üstün olmazsa mesleğimizi yapabilir miyiz? Mesleğimize ait tüm haklarımızı koruyabilir miyiz? Buna vereceğimiz yanıt elbette olumlu bir yanıt olamaz.
AVUKATALARA SALDIRILAR YOĞUNLAŞTI
Hukukun üstün olmadığı 'üstünlerin' kendi hukuklarını yarattığı ve hukuku araçsallaştırdıkları bir yerde hukuku koruma mücadelesi veren gerektiğinde devletin de hukuka uygun davranmasını sağlamaya çalışan hukukçuların da bir değeri olmayacaktır.
Zaten bunun içinde 'efendisi olmayan avukatların' boyun eğmesi için son 20 yılda artan bir şekilde mesleğinin aleyhine onlarca gelişme gerçekleşmiştir. Bu gelişmelerin en büyük amacı avukatların salt meslek alanına sıkıştırılarak çıkartılan 'yasa' neyi emrediyorsa ona uymaları ve üstünlerin yarattığı hukuka ses çıkarmamaları onlara ne bahşedilirse onunla yetinmelidir.
Bunu gerçekleştirmek içinde 2002'de 24 civarı olan hukuk fakültesi, 2021 itibariyle 84'e çıkartılmış, bu sayede de 2002 yılında 46.552 olan avukat sayısı 2021 yılı sonunda 160.651'e çıkmıştır. Türkiye nüfusunun 2002'de 66 milyon 2021 sonunda 84 milyon olduğu dikkate alındığında, yıllık milli gelir ve büyüme oranlarına bakıldığında, bu gelişmelere sessiz kalınmamasına ve sürekli itiraz edilmesine rağmen, bu itirazları sürekli 'politik' diye nitelendiren iktidar sahiplerinin bu itirazlara kulak tıkamasının da bu savımızı desteklediği aşikardır.
İtiraz ettiğimiz tüm bu hukuk politikaları sonucu;
Avukatlara yönelik saldırıların vahim boyutlara ulaştığı, bağımsız savunmayı temsil eden avukatların yok sayılmaya, yargının kurucu unsuru olduğunun unutturulmaya çalışıldığı, gerek yasal düzenlemeler gerekse de fiili uygulamalarla mesleğin artık icra edilemez hale getirildiği.
HUKUK FAKÜLTESİ ENFLASYONU
Baroların büyük çoğunluğunun muhalefetine rağmen hiç kimseye sormadan bir gece yarısı kararnamesi ile açılan hukuk fakültelerinin yarattığı nicelik sorununa eklenen nitelik sorunları ile beraber mesleğin büyük bir maddi ve sosyal kriz içinde olduğu, bağlı çalışan avukatların düşük ücretlere çalışmakta ve iş güvencesinden yoksun bulunduğu, stajını bitiren meslektaşlarımızın büyük çoğunluğunun ofis açamaz, açsa da yürütemez halde olduğu görülmektedir.
Bursa Barosu'nda Barohan gibi projelerle gençlerimize umut ve destek olmaya çalışmaktayız. Ancak sorununun büyük ve bu sorunu yaratanlarında bu kadar hukuk fakültesi açanlar olduğu için, çözüm bulması gereken de bizatihi yürütme olduğu da gözden kaçmamalıdır.
Yıllardır tüm çabalarımıza rağmen biriken sorunlara çözüm bulmak yerine avukatı iş yaparken daha da etkisizleştiren gerek adliye de gerekse tapu, nüfus müdürlüğü gibi kamu makamlarında kısıtlamalar ve uygulamalarla avukatı adliye ve işlev dışı alana iten bir anlayışla mücadele etmek zorunda kalmaktayız.
Yaptırdığımız ankete göre genç meslektaşların % 25'i sadece CMK ve adli yardım dosyaları ile ayakta kalmaya çalışmaktadır. Yine genç meslektaşların % 68'i Bağkur primlerini ödeyememektedirler. Avukatlık asgari ücret tarifesinin 9 da biri gibi ücretlere CMK zorunlu müdafiliği yapmak durumunda bırakılan meslektaşlarım bu ücretlerle angaryaya maruz kalmaktadırlar. Yeni büro açan meslektaşlarımızın %54 asgari ücretin altında, %19 ancak asgari ücret seviyesinde kazanç sağlayabilmektedir.
SAVUNMA HAKKI YOK EDİLİYOR
Üstelik devlet tarafından Barolara gönderilen adli yardım ve CMK ödeneklerinin geçen yıla göre hem reel hem de alım gücü olarak %70 da az olması sebebiyle meslektaşlarımız geçen yıla göre %70 daha işsiz, vatandaşımız da hak arama güvencesinden daha çok yoksun bırakılmıştır.
Öte yandan avukatlık mesleğinin kamu hizmeti niteliği de gün geçtikçe aşındırılmaktadır. Temelinde 'savunma hakkı' ve 'hak arama özgürlüğü' olan avukatlık, toplumsal sorunlar ve etik değerlerden daha çok piyasa kuralları öne çıkarılarak yeniden yapılandırılmaktadır. Halkın yargıya erişim ve adil yargılanma hakkı da bu şekilde ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Bu ve benzeri birçok sorunun çözülmediği boğucu ve yakıcı bir ortam sebebiyle her ay bir meslektaşımıza yapılan bir saldırı veya bir meslektaşımızın intihar haberi ile karşı karşıya kalmaktayız.
Avukatlar; hak arama özgürlüğünün, savunma hakkının ve hukuk devletinin en temel güvencesidir. Her fırsatta dillendirdiğimiz üzere bağımsız savunma, halkın savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının güvencesidir. Avukatların tam bir özgürlük ve bağımsızlık ve geçinme kaygısı olmadan mesleğini icra edemediği, yargılama faaliyetine katılamadığı bir ortamda bağımsız ve tarafsız yargıdan, adil bir yargılamadan ve adil bir devlet düzeninden söz edilemez.
Ancak herkes bilmelidir ki tüm bunlara rağmen; Hukukçu-avukat adaletsizliğe, hukuksuzluğa tüm gücüyle itiraz eden kişidir. Onun karakteri uzlaşı üzerine kurulamaz. Çünkü 'haksızlıkla uzlaşı' adaletsizliğe kısmen de olsa boyun eğmektir.
SONUÇ ALINCAYA KADAR
Bu haksızlıklara boyun eğmemek ve haklarımıza sahip çıkmak için 07 Temmuz 2022 günü eyleme hazırlanırken meslektaşımız Av Server Bakırtaş'ın ofisinde katledilmesi üzerine Baromuzun çağrısı ve meslektaşlarımızın yoğun katılımı ile ' duruşmalara girmeme ' ve adliye bahçesinde oturma eylemi yaptık. İki gün süren bu eylemlerde CMK OCAS'da pasif konuma geçerek CMK'da iş yavaşlatan ve ilgili makamlara sorunlarımıza bizzat sahip çıkıldığının göstermeleri sebebiyle meslektaşlarımıza teşekkürlerimi sunarım. İlk gün % 90 civarı olan bu pasife alma durumu ikinci gün % 100 oranına ulaşmıştır. Bu aşamada gözaltı sürelerinin uzamaması için yönetim kurulu üyelerimizle birlikte gönüllü ve ücretsiz olarak benzer durumlar ile sınırlı olmak üzere görevlendirmeleri bizzat üstlendik.
Bu eylemlerimizden hemen önce Adalet Bakanlığında yapılan ve TBB başkanı ve benim de aralarında bulunduğum bazı baro başkanlarımızın yer aldığı görüşmede; CMK ücret tarifesi ve Av.K.168.madde kapsamında yılda bir kez açıklanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi başta olmak üzere birçok yakıcı problemlerimiz konuşulmuş ve çözüm önerilerimiz dile getirilmiştir. 01 Eylüle kadar sorunlarla ilgili müzakere süreci yürütülmesine ve müzakerecilerin de dışarıdan yapılacak eylemlerle desteklenmesine karar verilmiştir. Bu karar doğrultunda 22/08/2022'de adliye bahçesinde bir oturma eylemi gerçekleştirdik. Bu eylem sorunlarımızı Bursa da gözle görülür hale getirdiği onlarca internet sitesi, gazetede ve kanalda haber olduğu için ilgi çeken bu konuda yerel bir kanalda konuya ilişkin canlı yayında mülakat verdik.
AVUKATIN SESİ KESİLİRSE YURTTAŞIN NEFESİ KESİLİR
Bakanlıkla yapılan bu görüşmelerde avukatlık asgari ücret tarifesinde belli bir aşamaya gelindiği ancak CMK tarifesinde ise taleplerimize karşı istediğimiz ve kabul edeceğimiz olumlu yanıtların henüz verilmediği bilgisi bize ulaşmış durumda.
Meslektaşlarımız şunu bilsinler ki müzakere sürecinin lehimize veya aleyhimize seyrine göre değişiklik gösterecek ve en son kullanılacak olan CMK ve Adli yardım görevlendirmelerinin tamamen ve süresiz durdurulması dahil tüm demokratik tepkiler başkanlığımızca hiç bir çekinmeden kullanacağız. Avukatlara reva görülen kadere boyun eğmeyeceğiz, ne bize ne de topluma yönelen hiçbir adaletsizliğe karşı susmayacağız. Şimdiye kadar bizim ne efendimiz oldu, ne de kölelerimiz. Bundan sonra da olmayacak.
Tüm bu sebeplerle avukatın sesi kesilirse yurttaşın nefesinin kesileceğini biliyor ve 'Avukatsız adalet olmaz' diyoruz.
Avukatların tüm haklarını alıncaya kadar, ülkemizde gerçek bir adalet düzeni, gerçek bir hukuk devleti kuruluncaya kadar, içi boşaltılmış olan hukuk, adalet, demokrasi ve laiklik kavramları gerçek anlamını buluncaya kadar mücadelemizi sürdürüp, güneşten ışık yontmaya devam edeceğiz
Ülkemize ve hepimize, özlediğimiz hukukun üstün olduğu daha adil günleri getirmesi dileğiyle tüm meslektaşlarımın yeni adli yılını kutluyor saygı ve sevgilerimi sunuyorum.”
BAŞSAVCI VE KOMİSYON BAŞKANINDAN BAROYA ZİYARET
Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ömer Gülmüş, Bursa Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Mahmut Şahin ve Gemlik Belediyesi Başkan Yardımcısı Serhat Tezsever, Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun'a adli yıl kutlama ziyareti gerçekleştirdi. Görüşmede, Bursa Barosu Başkan Yardımcısı Av. Aslı Evke Yetkin, Sayman Av. Gonca Gülçin, yönetim kurulu üyeleri Av. Umut Mısır ve Av. Nazlı Ceren Şendoğan da bulundu.