Bursa Barosu Çocuk Hakları Merkezi Basın Açıklaması: “Korunamayan Çocuklar, Önlenmeyen Şiddet”
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta iki gün arayla gerçekleşen okul saldırıları karşısında derin bir üzüntü ve kaygı içindeyiz. Yaşamını yitirenler için başsağlığı diliyor, yaralılara acil şifalar temenni ediyoruz.
Açıkça ifade etmek gerekir ki; bu olaylar münferit değildir. Bu olaylar, uzun süredir biriken ihmalin, denetimsizliğin ve yetersiz koruma politikalarının görünür hale gelmiş halidir. Bir çocuğun okula silahla girebilmesi ve başka çocukların yaşamını tehdit edebilecek bir noktaya gelmesi, yalnızca bireysel bir eylem olarak açıklanamaz; bu durum, sistemin çocukları koruma yükümlülüğünü yerine getiremediğinin açık göstergesidir.
Çocukların ateşli silahlara erişiminin mümkün olabilmesi, kabul edilemez bir ihmal alanıdır. Ev içi dahil olmak üzere silahların güvenli şekilde muhafaza edilmemesi ve bu konuda etkili denetim mekanizmalarının işletilmemesi, doğrudan doğruya çocukların yaşam hakkını riske atmaktadır. Bu noktada sorumluluk yalnızca bireylere değil; gerekli düzenlemeleri yapmayan, denetimi sağlamayan ve riskleri öngörmeyen kamu otoritelerine aittir. Bu çerçevede başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumları, silahların edinimi, taşınması ve muhafazasına ilişkin denetimleri etkinleştirmeye ve çocukların bu silahlara erişimini kesin biçimde engelleyecek tedbirleri derhal hayata geçirmeye çağırıyoruz.
Öte yandan, okulların çocuklar için güvenli alanlar olması gerekirken, bu olaylar okul güvenliğinin yalnızca kağıt üzerinde kaldığını göstermektedir. Güvenlik, yalnızca fiziki önlemlerle sağlanamaz. Okullar; çocukların psikososyal ihtiyaçlarının erken dönemde fark edildiği, risk altındaki çocukların desteklendiği ve önleyici mekanizmaların etkin biçimde işlediği yapılar haline getirilmediği sürece benzer olayların önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığı'nı, okullarda psikososyal destek hizmetlerini güçlendirmeye, rehberlik sistemini etkin hale getirmeye ve çocukların güvenliğini bütüncül bir yaklaşımla ele almaya davet ediyoruz.
Bu olaylar aynı zamanda, çocukları yalnızca “fail” olarak tanımlayan yaklaşımın ne denli yetersiz olduğunu da göstermektedir. Bu çocuklar, bir yandan başkalarına zarar veren; diğer yandan ise zamanında fark edilmeyen, desteklenmeyen ve korunamayan çocuklardır. Çocuğu yalnızca suçlayan bir dil, sorumluluğu görünmez kılar ve çözümü geciktirir.
Bir diğer önemli sorumluluk alanı ise basındır. Şiddet olaylarının sunum biçimi, toplumsal etkileri doğrudan şekillendirmektedir. Olayların aşırı detaylandırılması, kullanılan yöntemlerin, mekânların ve süreçlerin adım adım aktarılması; özellikle çocuklar ve ergenler açısından “bulaşıcı şiddet” riskini artırmaktadır. Sansasyonel ve ayrıntı odaklı yayıncılık, kamuyu bilgilendirme amacını aşarak yeni riskler üretmektedir. Bu nedenle medya kuruluşlarını, çocuk hakları temelli, sorumlu ve önleyici bir yayıncılık anlayışını benimsemeye; ilgili denetleyici kurumları ise bu alanda gerekli düzenleme ve denetimleri etkin şekilde gerçekleştirmeye çağırıyoruz.
Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; çocukların yaşama hakkı, şiddetten korunma hakkı ve güvenli ortamlarda gelişme hakkı tartışmaya açık değildir. Bu hakların korunması, yalnızca olay sonrası açıklamalarla değil; riskleri önceden gören, denetimi etkin şekilde sağlayan ve çocukları merkeze alan politikalarla mümkündür.
Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak;
· Çocukların ateşli silahlara erişimini engelleyecek sıkı, etkili ve denetlenebilir mekanizmaların ivedilikle hayata geçirilmesini,
· Ev içi silah güvenliğine ilişkin yasal ve idari düzenlemelerin güçlendirilmesini ve etkin biçimde uygulanmasını,
· Okulların yalnızca fiziki değil, psikososyal açıdan da güvenli hale getirilmesini; rehberlik ve destek hizmetlerinin güçlendirilmesini,
· Erken risk tespiti ve müdahale sistemlerinin etkin şekilde kurulmasını ve işletilmesini,
· Medya kuruluşlarının çocuk hakları odaklı, sorumlu yayıncılık ilkelerine uygun hareket etmesini
acil bir gereklilik olarak hatırlatıyoruz.
Çocukların korunamadığı bir yerde hiçbir politika yeterli değildir. Bu nedenle, çocukları yalnızca sonuçlar üzerinden değil, sürecin bütününde koruyan bir anlayışın derhal hayata geçirilmesi gerekmektedir. Aksi halde benzer acıların yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.