AVUKAT GİRİŞİ

            BASINA VE KAMUOYUNA;

07/05/2019

            Yüksek Seçim Kurulu, 31 Mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na yönelik seçimi, seçimin üzerinden 36 gün geçtikten sonra "bir kısım sandık kurullarının, ilçe seçim kurullarınca kanuna aykırı oluşturulması" gerekçesi ile oy çokluğuyla (7 kabul 4 red) iptal etmiş ve seçimin yenilenmesine karar vermiştir.

            Bilindiği üzere 31 Mart 2019 tarihinde Tüm ülkede yerel seçimler gerçekleştirilmiş ve halkın iradesi sandıkta belirlenmiştir. Seçim süresince ve öncesinde yaşanan bir dizi hukuksuzluklar ve demokratik seçim ortamının olmadığı yönündeki tespitlerimiz bir yana 31 Mart gecesinden başlamak üzere özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Seçimleri yönünden TC Anayasası, 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile tüm seçim mevzuatına ve YSK'nın içtihatlarına tamamen aykırı hukuksuz bir süreç yaşanmıştır. Öncelikle 36 gün boyunca seçimin kazananı olduğu YSK tarafından açıklanan Ekrem İmamoğlu'na mazbatası 17 gün boyunca verilmemiş, sonrasında başkanlık kararı ile denetleme faaliyetleri kapsamında görevlendirilen müfettişlerin çalışması İdare Mahkemesi'nce verilen yürütmeyi durdurma kararı ile engellenmiştir. 6 Mayıs 2019 tarihinde ise YSK tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na yönelik seçimi iptal ederek yenilenmesine karar verilmiştir. Ancak iptal kararı gördüğümüz kadarı ile tam kanunsuzluk itirazına dayalı olarak değil sandık kurulu oluşumuna yönelik itirazının değerlendirilmesi sonucu verilmiştir ki bu karar seçim hukukunu ve seçim güvenilirliğini alt üst etmiştir. Şöyle ki;

            YSK'nın kısa kararında bir kısım sandık kurullarının, ilçe seçim kurullarınca kanuna aykırı oluşturulması gerekçesinin iptale dayanak yapıldığı izlenimi doğmaktadır. Oysa YSK'nın 135 sayılı genelgesinden açıkça anlaşılacağı üzere Sandık Kurullarının yasaya ve hukuka uygun oluşturulması YSK'nın görevi olup, bu yöndeki bir “sakatlık” halinin seçmen iradesinin sandığa yansımasının engellenmesi sonucunu oluşturması başka bir ifade ile seçmenin oyunun yok sayılması neticesine yol açması YSK'nın daha önce verdiği kararlara aykırı olduğu gibi hakkaniyete de aykırıdır. Genelgenin 4.maddesi 298 sayılı kanuna atıfla seçim kurullarının nasıl tamamlanacağını tanımlamıştır. Özetle, İlçe Seçim Kurulu Başkanı genelgenin 22/1 maddesi uyarınca seçim kurulu başkanlığına bildirilen listeden ve sandık kurulu başkanı olarak belirlenmeyenler arasından, ihtiyaç duyulan sandık kurulu üye sayısının iki katı kamu görevlisini ad çekme suretiyle tespit ederek sandık kurulu asıl ve yedek üyesi olarak belirler. Üyelikler bu şekilde doldurulamaz ise son fıkra hükmü gereğince eksiklikler o çevrede bulunan ve sandık kurulunda görev verilmesinde sakınca olmayan kimseler arasından tamamlar. 

            Seçim Mevzuatımıza ve YSK tarafından 13/12/2018 tarih ve 2018/1105 sayılı kararı ile kabul edilen seçim takvimine göre itiraz süreci 2 Mart 2019 tarihi itibariyle bitmiş ve sandık kurulları kesinleşmiştir. YSK'nın benzer durumlarda verdiği emsal nitelikteki kararlara göre, Seçim mevzuatına göre ilan edilmiş ve itiraz süreci sonunda kesinleşen Sandık Kurulu başkan ve üyeleri üzerinden bir iptal kararı verilmesi mümkün değildir.  Bu itibarla Sandık Kurulu oluşumunun 298 sayılı Kanun'un 130. Maddesine uyarınca olağanüstü itiraza konu olamayacağı açıktır.

            YSK'nın 18.12.1999 tarih 2473/1647 sayılı kararında özetle “İtiraz seçim sonuçlarını etkileyen olaylar olup, bu gibi itirazların 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun hükümlerine göre belli süreler içerisinde yapılması gerekir. Bu süreler geçtikten sonra yapılan itirazın inceleme olanağı yoktur. Bu seçim hukukunun en önemli özelliğidir. Ayrıca sandık kurulu başkan ve görevlilerinin görevlerini kötüye kullanmalarının söz konusu olması ve suçun oluştuğunun anlaşılması, ilgililerin cezalandırılmalarını gerektirir. Ancak seçimin iptaline neden olmaz” denilmekte iken seçimi sandık kurullarının kanuna aykırı oluşturulması nedeniyle iptal edip sandık kurullarını kanuna aykırı oluşturanlar hakkında suç duyurusunda bulunuyor olması ve süresinden sonra itirazı değerlendirmesi, seçim hukukunun en önemli özelliğinin ihlali olup, hukuka aykırıdır. Kaldı ki YSK 31 Mart tarihli yerel seçimlerde ilimiz Mustafakemalpaşa ilçesindeki seçimler ile ilgili Sandık Kurullarının teşkiline ilişkin yapılan itiraza “sandık kurullarına yönelik itirazların Yüksek Seçim Kurulunun 13/12/2018 tarih ve 2018/1105 sayılı kararı ile kabul edilen takvime göre 02.03.2019 tarihinde karara bağlanması nedeniyle tam kanunsuzluk iddiasına ilişkin talebin reddine karar verilmiştir” şeklinde geçmiş kararları ile de uyumlu emsal nitelikte bir karar vermiştir. Hal böyleyken İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimine yönelik aynı nitelikteki itirazı esasa dahi girmeksizin usulden reddedilmesi gerekirken oy çokluğu ile kabul edilmesi kararın hukuki olmadığı algısına yol açmaktadır. YSK İstanbul Büyükşehir seçimine yönelik itirazı olsa olsa süreye tabi olmayan tam kanunsuzluk itirazı çerçevesinde değerlendirebilirdi. Ancak bu durum da gerek 24 Haziran tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerini ve gerekse anayasa referandumunu da etkileyebileceğinden olsa gerek bu kapsamda değerlendirilmemiştir düşüncesindeyiz. Özetle; YSK bu iptal kararı ile daha önce yapılan seçimlerin de tartışılmaya açılmasına sebebiyet vermiş sandığa gölge düşürmüştür. YSK'nın  2017 yılında yapılan referandumda mühürsüz oyların seçmen iradesini etkilemeyecek nitelikte olduğundan geçerli sayılmasına ilişkin kararı hala orta yerde durmaktadır.

            Üzülerek belirtmek isteriz ki; YSK' nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline ilişkin, Hukuka, Anayasa'ya, seçim mevzuatına ve kendi İçtihatlarına tamamen aykırı bu kararı ile demokratik seçim düzeninin ve hukuk devletinin temeline dinamit koyulmuştur. Bu karar ile millet iradesi gasp edilmiştir.

            Tüm kamuoyunca gözlemlendiği üzere; 31 Mart gecesi sandıklarının açılıp sayılmasından itibaren Anadolu Ajansı veri akışını kesmiş, 12 saat boyunca yeni veri girişi sağlanamamış, 01/04/2019 tarihinde YSK tarafından sonuçlar açıklanmış, sonuçlar açıklandıktan sonra da manipülasyonlar devam etmiş, baskı ve algı operasyonları ile il seçim kurulu ve bazı ilçe seçim kurulları tarafından önceki seçimlerde verilen kararlara aykırı olarak kararlar alınmış ve uygulanmıştır. 1 ayı geçen bu süreç sonunda 31 Mart 2019 tarihinde sandıktan çıkan irade netice itibari ile değişmemiştir.

            6 Mayıs 2019 tarihinde ise YSK “bir kısım sandık kurullarının, ilçe seçim kurullarınca kanuna aykırı oluşturulması ve bu hususun da seçim sonucuna müessir olmasından” bahisle seçimin iptali ile 23/06/2019 tarihinde yenilenmesine karar vermiştir.

            Yine YSK'nın iptal kararı ile aynı sandık kurulları gözetiminde gerçekleştirilen seçimlerden yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri iptal edilmiş olup, İlçe Belediye Seçimleri, Belediye Meclis üyeliği seçimleri ve Muhtarlık seçimleri ise iptal edilmemiştir. YSK kararında belirtildiği şekilde kanuna aykırı oluşturulduğu iddia edilen sandık kurulları ile ilçe seçim kurulları sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçim sonucuna mı etkili olmuştur? Maalesef YSK kararının hukuki mülahazalarla değerlendirilmesine olanak yoktur. Demokrasinin temeli olan demokratik seçim sürecinin yürütücüsü ve halkın iradesinin sandığa yansımasının teminatı olması gereken YSK'nın iktidar sahiplerinin baskısı ile Anayasa'ya ve seçim mevzuatına aykırı olarak verdiği bu karar hukuki değil siyasidir ve kabul edilmesi mümkün değildir.

            YSK seçimlerin iptali ve yenilenmesine yönelik kesin nitelikte karar verdiğine, sandık kurulu oluşumuna yönelik itiraz süreci ise 2 Mart tarihinde sonlandığına göre iptal kararının tam kanunsuzluk itirazına dayalı olarak verildiği açıktır. Bu itibarla aynı sandık kurulu gözetiminde aynı zarf içerisine konulan dört ayrı seçime yönelik dört oy pusulasından sadece birinin geçersiz sayılarak o pusulaya dair seçimin iptal edilmesi mümkün değildir. Bu yüzden seçime katılan siyasi partilerden beklentimiz “kesinleşmiş kararı ve tam kanunsuzluk gerekçesi gösterilerek” ilçe belediye başkanlıkları ve belediye meclis üyelikleri ve hatta muhtarlık seçimlerinin de iptali için YSK'na başvurması YSK'nın da İstanbul'daki bütün seçimleri iptal ederek yenilenmesine karar vermesidir.

            Demokrasilerde seçim halkın temsilcilerini belirlemesi için iradesini sandığa yansıtması, seçimden sonra da demokratik süreçlere katılması, karar mekanizmalarında söz ve yetki sahibi olması ve demokratik tepkilerini demokratik yollardan ifade edebilmesidir. Demokratik yönetimlerde seçim halk iradesi ile seçilenlerin halkın iradesi ile değiştirilmesini de içermektedir. Aksi halde demokrasiden söz edilemez.

            Hukuka, demokrasiye, insan hakları ve temel hak ve özgürlüklere sahip çıkmak Avukatların ve Baroların görevidir. Bursa Barosu olarak tarihi sorumluluğumuzun bilinci ile seçim sürecini bütün barolarımız ve avukatlarla birlikte takip edeceğimizi beyan ediyor, halkın avukatları olarak tüm kamuoyunu haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı durmaya ve duyarlılığı arttırmaya çağırıyoruz.

Bursa Barosu Başkanlığı